15.05.2024
Ademi akla isyan edip, 1 Mayıs
mitingini Taksim’e barikatlayanlar, kutsal emeği bu sene de kahrettiler.
Aslında, işçi ve emekli aylıklarını budamakla işe başlayarak, gerçekte artı
artığını, saltanat kayıklarına can yeleği yaptıkları emekçiyi yok sayarken,
kendilerini de yadsıdıklarının farkında olamayacak kadar akıl dezenformasyonu
içindeler. İki Parti Liderinin buluşmasından, en azından bir civciv
çıkabilirdi; ama tavuğun kuluçkaya yatmadığı ve hiçte yatmayacağı anlaşıldı.
Çünkü ortaya sadece ‘yumuşama’ nitelikli bazı söylentiler çıktı. Ancak
icraatları görünce, müspet bir anlam çıkıp çıkmayacağı da yorumlanabilir.
Lakin Özel’in “seçimleri kazanınca,
Taksim barikatlarını kavgasız kaldıracağım” deklarasyonu, mutlaka
karşısındakine, eskimişin yerine yapılacak yeni bir kümesin de kapağı olmuştur.
Çünkü Erdoğan, saltanatını sürdürmekten ve milleti de süründürmekten başka da
bir şey düşünemeyecek bir çaresizlik içindedir. İşte bu da mevcut durumu, hala
anlamamış olanların yakalarına rozet olsun. Yalnız, buluşmada Özel’in,
karşıtlığı olmazsa olmaz güncel sorularını, bakalım Erdoğan müspet
algılayabilecek mi, ki bu da onun son şansıdır. Zira erken genel seçimin bile
zorunlu hale gelmemesi için, memleketin önce huzura ve dolayısıyla da İktidar
cephesiyle, müspet bir ittifaka ihtiyacı vardır.
Bugünkü insanoğlunun, sınıfsız bir
sosyal dönemi veya komünizmi kavrayabilmek için aklının evirilmesine, uzay
zamanıyla belki bir hafta, Dünya zamanıyla da en az yüz yıla daha ihtiyacı
vardır. İşte hal bu iken, hele 1970’ler de daha henüz hayatlarının baharında
olan 3 körpe çocuk nereden bilsinlerdi bu gerçeği. Çünkü okudukları kitaplar
bile yazmıyordu bunları. Oysa Galileo’yu bile yakmaya kalkan ilk çağlılardan
daha ilkeldi, 1970’lerde Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı gibi üç körpeyi, hem de
Dünyada henüz var olmayan bir sosyolojik nedenle asanlar.
Eskiden hiç olmazsa zengin, orta ve
fakir betimli üç sınıf vardı. Bugünse orta gelir sınıfını bile kaybettiğimiz
için, iyi ki rahmetliler bu günleri göremediler diyerek, onların hesabına
seviniyorum. Bu arada asla yadsınmaması gereken çok enteresan bir şey daha var
ki; o da Türkiye’mizde bugün yaşadığımız bütün sosyoekonomik sapkınlığın
nedeninin, başımızdaki müstevli İktidarın baskısıyla, USA ve AB eksenli, çok
uluslu, liberal kapitalist, emperyalist mandası paralelliğimizdir. O halde
umuma açık ve kaçınılamaz soru da şudur. Peki bu duruma acaba NEDEN ve NASIL
geldik?
6 Mayıs 1970 yılında idam edilen, çağdaş Diyalektik Materyalist
görüşe sahip ve ülkelerinin tam bağımsızlığı için kendilerini feda eden Deniz
Gezmiş ve iki arkadaşının hal ve duruş biyografileri ele alındığında,
haklarında yazılmış ve söylenmiş çok şey varken, yenilerini yazmak yerine,
Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son mektubu ve idam günü söylediği son
sözlerini, “yurttaşlık bilincinde ve aklı başında olan bir kimse, acaba bugün
aynı görüşlere karşı olduğunu söyleyebilir mi?” sorusuyla, yorumunuza
bırakıyorum.
İdam
edildiğinde son sözleri:
Yaşasın
tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler,
köylüler! Kahrolsun emperyalizm! (Kaynak: Der Spiegel)
Babasına yazdığı Son Mektup
Baba;
Mektup
elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar
üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle
karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok
yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben
erken gitmeyi normal karşılıyorum ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım
hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de tereddüte
düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış
değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle
düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye'de
yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için
avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum.
Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma. Annemi teselli
etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine
özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve
unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda
yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi,
ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
Oğlun
Deniz Gezmiş- Merkez Cezaevi (Kaynak: Wikipedia)
Dijital akıl oyunlarına
devam sürecinde, Özel ile Bahçeli buluşması da bahar yumuşamasıyla başlarken,
Bahçeli’nin tetiklemesiyle, Sinan Ateş dosyasının ani gündem oluşturması,
beklenmedik bir topuk pasıyla Bahçelinin topu Erdoğan’a yollayarak, gündemi
yeni bir mecraya taşımasıyla, doğrusu bunu beklemeyen seyircileri çok şaşırttı.
Şöyle ki; Cumhur ittifakını MHP’ye yakıştırmayan Akademisyen Sinan Ateş’in
davasında, baş zanlı olduğu düşünülen Bahçeli, ara pasıyla Erdoğan’ı görerek,
kendi yerine onu hedefe koydu. Ve şimdilik sırtındaki ağır yükten kurtulmuş
oldu. Bakalım şimdi Erdoğan, semer değiştiren bu yükten nasıl kurtulabilecek.
Yalnız daha olduğu gün belirttiğim
gibi Sinan Ateş cinayeti, yakında Hükümeti değiştirecektir. Geleceği,
epistemolojik analiz etmek yerine, onu geçmişlerde arayan mistikçi ve
idealistlerle dolu bir dünyamız var maalesef hala. O nedenle de yukarıda
belirttiğim gibi, bu kavramı toplumsallaştırabilmek için, en azından bir yüz
yıla daha neden ihtiyacı olduğu da anlaşılıyor insanoğlunun. Yalnız bu sürece,
sonsuz kazanç veya liberalizmi, özgürlük diye tanımlayan USA emperyalizminin,
tarihin dipsiz çukuruna çok daha yakın bir dönemde düşeceğine rağmen, yine de
Dünya aklının sınıfsız bir düzene evirilebilmesi için en az yüzyıla olan
ihtiyacı bakidir.
Adım
adım Hükümet koltuğuna yaklaşmakta olan CHP, müstevli İktidarın korkulu rüyası
olmaya devam ediyor. Darısı, toplu değişim gününe. Şimdi burada bir misal
verelim artık. Mesela bir ülke yaratılsın ve o ülkeye ‘Liberalland’ adı
verilsin. Ve diğer ülkelerin bütün kapitalistleri o ülkeye sürgün edilsin.
Acaba o ülke ne kadar yaşayabilir dersiniz? Bana sorarsanız, hepsi birbirini
yiyeceği ve bir arada yaşayamayacakları için de fazla sürmez derim. Çünkü bir
kapitalistin yaşayabilmesi için her şeyden önce uysal, kapitalist olmayan,
kalender ve kanaatkâr vatandaşlarına ihtiyacı vardır. ("Hegel'in
mantığı evrim mantığıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, «evrim» kavramının kendisi
üniversite profesörleri ve liberal yazarlar tarafından barışçıl bir «ilerleme»
anlamına gelecek şekilde bütünüyle saptırılmış ve hadım edilmiştir"-Lev
Troçki). Bilmem anlatabildim mi?
İsrail Oğullarına; arzı mev’ud denen
ve kitaplarında, “vaat edilmiş topraklara sahip olabilmeniz için, yolunuza kim
çıkarsa, çoluk çocuğuyla birlikte telef edin” tebliğine, sıkı sıkıya bağlı
Siyonist Natenyahu, acaba gerçek adı gizlenen, topraklarını ele geçirebilmek
için yaşlı, genç demeden tüm insanları çocuklarıyla birlikte “katletmeyi”, canı
istediği zaman yiyebileceği kıymalı börek ya da kaymaklı dondurma mı sanıyordu?
Sinan ateşin siyasi görüşü, yorum ve
tebliğleri medyada yayınlanmadan, hangi nedenle yapıldığı, umuma açıklanmayan
cinayet davasının da hangi beyanlara göre yapılacak olduğu da bilinmemektedir.
Bilinen sadece suçlular ve iddianamelerdir, ki onların içerikleri de
tartışmalıdır. Bu konuda sosyal medyada acaba bir sansür mü uygulanıyor, ki
öyle de gözüküyor. Midelerimizin bile dışa bağımlı olduğu ülkemizde, ortam bu
durumda iken, monetarist merkeziyetçiliğin Saray muhafızı olan Bahçeli’nin,
birbirini tutmayan beyanları dikkatle analiz edilirse, yakın zamanda Saraylı
monarkların, durumlarını kurtarabilmek için neler hazırladıkları derhal
anlaşılacaktır.
Öyle ya; Sinan Ateş davası hemen
başlasın diyen Bahçeli, ne oldu da ani bir dönüşle, ‘etki ajanı’ yasasını
İktidar hesabına savunmaya kalktı? Aslında AKP artık bitmiştir. Bahçeli’nin
MHP’si ise, şayet Cumhur ittifakı ile birlikte son bulursa, MHP’nin bundan
sonra siyasaya devam edebilmesi için, ancak yeni bir liderle yol alması
mecburiyeti vardır. Yoksa MHP de kalmaz artık ortada. Bahçeliye gelince, Cumhur
ittifakını şayet kendisi sonlandırırsa, belki ancak o zaman bir süreliğine daha
Parti Liderliğini koruyabilecektir.
Serendip
Altındal
Özün Kişiliğinin Aynasıdır
(Eski makaleler)
serendipaltindal03.blogspot.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder